1 Mayıs 2014 Perşembe

MİLENYUM GERİCİLİĞİ

Hangi resim daha mübarek, hangi yazı daha kutsal duruyor diye yarım saat düşündükten sonra kandili, sade bir resimle kutlamayı tercih ettim. Çocukların öldürüldüğü (ya da son zamanda iyice gözümüze sokulmaya başladığı); siyasetin bu kadar şiddetli olduğu, toplumun her kesiminin bu kadar politize olduğu bir dönemde, her şeyden çok bir bütün olduğumuzu hatırlamamız için dua ediyorum. Eskiden neyse şimdi de öyle olsun istiyorum, "Nerde o eski bayramlar?" diyen pir-i fani bir ihtiyar edasıyla. 

Hiç kimse diğerinin ne düşündüğünü ne istediğini umursamadan davranıyor ve ben bunun sebebini tamamen medyaya buluyorum. Neyi düşüneceğimi, neye sevineceğimi, nasıl giyineceğimi söyleyen ekranlar hayatımda olduğu sürece, yapılanlar yüzünden müsebbiblere de gönül rahatlığıyla sövemiyorum. "Vicdan" müessesinin yerini Politik kaygılar ve menfaat beklentileri aldığından, ne insanlığımızdan ne de müslümanlığımızdan dem vurabileceğimizi zannetmiyorum. Birisi, bir çocuğu vahşice öldürüyor, öteki karısını sokak ortasında delik deşik ediyor. Bunlara gördüğü halde dur demeyen de bilgisayar başına geçip konuyla alakalı fotoğraf ve yazılar paylaşıp, sanal acılara gark olan da aynı İNSAN. Ekranları başında küfürler eden, acılarını paylaştığını belli etmek için yazdığı şeyi sımayliyle dolduran ama sokakta böyle bir şeyle karşılaşıp arkasını dönüp giden de "sen,ben o", başkası değil. Yaşadığımız duygu durumu "dostlar alışverişte görsün." Kalkıp onu yetiştiren anne babaya da sövsen, içinde bulunduğun kültüre de sövsen sonuç değişmeyecek. Onun anne-babası da, sahip olduğu kültürün taşıyıcısı ve geliştiricisi de sensin. Yapabileceğin en işe yarar hareket, aynanın karşısına geç ve aynadakine tükür.

Felsefede büyük ve küçük çerçeve temsili vardır. Küçük çerçeve: insanın direk müdahil olduğu dünya; büyük çerçeve: tüm insanlar. Geçmişimizde küçükten çok büyük çerçeveye odaklanırken, özele indirgersek: komşumuz açken tok yatmadığımız zamanlarda; daha bir güzel, daha bir milletmişiz sanki. Tabi anlatılan kadar biliyoruz, herkes kendinden önce başkasını düşünürmüş ve anlatılan bir derviş hikayesindeki gibi ( http://www.mumsema.com/dini-hikayeler/126266-sevgi-ve-kardeslige-dair-bir-oyku-dervis-kasigi.html ) herkes başkasını doyurarak doyarmış. Tarihçilerin ne dediği umrumda değil, eskiden de kötü insanlar varsa bile geçmişte bundan daha iyi olduğumuzu düşünmek mesut ediyor beni. İçinde yaşadığımız günlerin daha iyiye gitmediğini görüp dururken geçmişi de yıkmak, bindiği dalı kesmek gibi bir bakıma. Tutunacak hiç bir dalı kalmayan insanın içine düştüğü umutsuzlukla, "zaten iyi değildi, bundan sonra da hiç iyi olmaz." diyerek, zaten pek de görünmeyen bir menzili de kaybedemeyiz.
Normalde insanlar geleceği hedeflerken durum daha insani şeyler olunca geçmiş, günümüze göre daha iyi gözüküyor nedense. Buna ne diyeceğiz peki? İki seçenek var: ya bu bir "modern gericilik" ya da ben yaşlanmaya başladım 

Konu dağılıp nerelere geldi. ehem ehem; Efendim, regaip kandiliniz kutlar, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan niyaz ederim.

27 Aralık 2013 Cuma

İsmini Vermek İstemeyen Bir Ülke

Adamın Dibi
Afrika’nın kuzeyinde yer alan, küçük  bir ülkedir Angarya. Sömürge dönemlerini geride bırakarak çoğunluğu Müslüman insanların oluşturduğu bir ülke. Fazla bir üretimi olmasa da kaynaklarını kullanarak bugünlere gelmiş bir tarım ülkesi.
Senelerdir medyayı kullanarak beyin yıkayan bir hükümetin yönetiminde. Memleketin tüm kurumları satıldı, kanunlar değiştirilerek hükümet yandaşı şirketler zengin edildi. 3 seçimdir iş başına gelen başbakan Richter Taison Erguvain, yıllarca dinlerini yaşamasına izin vermeyen geçmiş hükümetlerin ekmeğini yiyor. Nasıl diye soracak olursanız, dikkate alınmayan isteklerini gerçekleştireceğine inandıkları yeni bir adam görünce, daha önce de olduğu gibi bu adama umutlarını bağlayan halk, memleketin nerelere gittiğini fark etmeyecek kadar gözü boyanmış bir durumda. Bazı garibanların hipnoz derecesinde her söylenene inandığı, bir şeyler düşünmeyi bırakarak zamanla tüm doğrularını paralel gördükleri başbakan ne derse ona inanmaya başladıkları bağımsız test kuruluşlarınca ölçümlendi.
Devlet televizyonları devamlı surette hükümetin propagandasını yapıyor; yönetime getirilen insanlar gerçekleri gizleyerek, sanki her şey mükemmel gidiyormuş gibi gösterdikleri ölçüde yüksek mevkilere getiriliyorlar. Birkaç tane medya patronu gerçekleri yazmaya yeltendi ve büyük vergi cezalarıyla kıvrandırıldı. Şu anda neredeyse tüm televizyon kanalları hükümet çığırtkanlığı yapıyor. Televizyonla ilgili bir anısını paylaşan arkadaşım şunları söyledi:
-        Sabah uyandığımda art’yi (angarya radio television) açacağıma yanlışlıkla muhalif bir kanalı açmışım. Spiker, “ Sayın başbakan Richter Taison Erguvain, yakalanan teröristin tüm suçunun aldığı kellerinin hesabını verememek olduğunu söyledi. Sayın başbakanın vatan için düşünmeden canını veren kahramanlar için bu kelimeleri sarfetmesi halktan yoğun tepki aldı.” , dedi. Ben bir anda acaba yanlış mı duyuyorum dedim. Devamını da izlediğimde ülkenin hiç de iyi bir durumda olmadığını fark ettim. Benzine zam yapılmış hatta sizin ülkeden sonra en pahalı benzini biz kullanıyormuşuz. Düşünsene dostum; bulunduğumuz coğrafyada benzine bu kadar para vermek hangi mantığa sığar. Sonra arkadaşı aradım ve hangi kanalı izlediğini sordum. O da art’yi izliyormuş. Başka bir kanala geçmesini söyledim ve o da benim gibi şoke oldu. Bu kadar kötü bir durumda olduğumuzu o da fark edememişti.bir Böyle bir duruma bir gecede gelemeyeceğimizi anlayınca daha önce ART'den başka  kanalı izlemediğimiz geldi aklıma. Başka birkaç arkadaşa daha haber verip olayı gidip araştırdım biraz. Şaşkın bir halde yanıt bekleyen on kadar adam olmuştuk. Televizyon izlememeye, insanları da bunun zararları konusunda ikna etmeye karar verdik. Ailemden başladım “uyandırma hareketine” (kendi aramızda böyle dedik ve çok da havalı oldu). İlk babama söyledim, haber izliyordu. Aldığım tepki o kadar sertti ki acaba yanlış bir şey mi söyledim diye tekrardan aynı şeyleri söyledim. “Ne papağan gibi tekrarlıyorsun aynı şeyleri, bu söylediklerin ülkemizin ileri gitmesini istemeyenlerin argümanları. Vatandaşın hayat şartlarının iyileşmesini istemeyen şer odakları yapıyor bunları, inanma oğlum bunlara. Ben yılların verdiği tecrübeyle neyin ne olduğunu  senden daha iyi bilirim. Senin hayat tecrüben teorik, ben bolca pratik de yaptım.” Biraz daha üstelersem dayak yiyeceğimi anlayıp sıvıştım. Etrafta benim gibi olan insanların varlığı beni güçlendirdi. Onlarla fikir alışverişinde bulundum, her gün başka saçmalıklarını öğrendiğim Richter Taison Erguvain, benim için artık bir üçkağıtçıdan başka bir şey değil. Siyasetin az buçuk ne olduğunu bildiğimden artık o kadar da kızmıyorum. Bunca sene yaptıklarımız bir hobiden öte gidemedi. Kendimiz çaldık kendimiz oynadık. Bu sürede en çok hoşuma giden; ilüzyonla çepeçevre sarılan insanların, bunun etkisinden çıktıktan sonraki hallerindeki değişimler. Mağaradan çıkan birinin gözünün kamaşması gibi yeni duruma uyum sağlamaya çalışıyorlardı.
Ülkenin dini lideri zamanında bunlara büyük destek vermiş. Halkla aynı yanılgıya düşüp dinlerini yaşamak isteyen insanları rahat bırakacaklarını düşündüğünden tüm insanları desteğe çağırdı. Ne olursa olsun, toplumun önde gelen bir ismi olarak bu kadar çabuk karar vermeyecekti. Şu anda aralarında da bir husumet olduğu söyleniyor. Öyle gösterilmeye çalışılıyor da olabilir. Artık internete de güvenilmez oldu. Buradaki haber sitelerinin kaynağı da ülkenin önde gelen ajansları.
İnsanların geçmiş iktidarlarından yakındığı nokta, vatandaşın hayatına çokça karışılmasıymış. Diğerleri “yasak” deyip geçiştirdiler ama bunlar hep mantıklı kılıflar uydurmuşlar. Mesela geçenlerde tuzu yasaklamışlar. Bu basit bir örnek ama bence devletin vatandaşın seçimlerine saygı göstermesi gerekiyor. Çok garibime giden bir yasak: kapalı yerlerde çikolata yemek yasakmış. Sebebi de insanların canı çekip onlar da yiyip kilo alıyormuş. Paketlerine resimler falan koydurmuşlar, sağlığa zararlı demek için. %350 vergi alınıyormuş. Geçenlerde sağlık bakanı açıklama yapmış; vergilerin çok olmasının sebebi, sağlığı bozulan insanların devlete yük oluşturması. Kilosu da 3453497 angarya pezosuymuş; bizim parayla 249 lira. Yasaklandığı için tüketim artmış, bağımlıları çıkmış  piyasaya. Kullanma yaşı da 11 yaşına kadar düşmüş. Okul kapılarında kaçak bir şekilde satışı yapılıyormuş. Vergisiz olunca halk bunu tercih ediyormuş.
Daha önceleri yönetimi "askeri diktatörlük" olan ülke zamanında, çok zor günler geçirmiş. Askerler gaddarca her sabah içtima yaptırıp şınav çektiriyormuş çoluk çocuk demeden herkese. Hava kararmaya yakın da yolda sokakta biriken çöpleri toplatıyormuş. Bundan sıkılan halk sivil iktidarın nasıl bir şey olduğunu da ilk defa bunlarla görmüş aslında. Asker herkesi, kimlik bilgileriyle tasnif etmiş. Bunun adı bizde “fişleme”. Sivil iktidarda bunun olmayacağını zannediyorlarmış ama geçenlerde bir gazetecinin ortaya çıkarttığı belgeler fişlemelerin hiç son bulmadığını gösterdi. Başbakan Richter Taison Erguvain yaptığı açıklamada bu fişleme olaylarını ortaya çıkartanların devlet sırlarını açıklayarak vatana ihanet ettiğini belirtti. Ülkenin gelecekte iyi yerlere gelmesini istemeyenlerin işi olduğunu belirtti. Herkes öyle bir alkış tuttu ki insanları dosyalayıp raflara özelliklerine göre sınıflayan adam değildi sanki karşılarındaki. Bir anda unutuverdiler ve oynak bir havayla bayraklar sallanmaya başlandı. “Uyandırma hareketi“ni başlatan arkadaşımı arayıp haberleri yerinden almak istedim. Telefonu kapalıydı. Ertesi gün aralarında bakanların çocuklarının da olduğu ülkenin önde gelen kişileri bir soruşturma kapsamında sorguya alındılar. Arkadaşımın emekleri sonunda boşa gitmeyecek diye sevinirken Başbakan Richter Taison Erguvain ART’de açıklama yaptı. Yapılan yolsuzluklarla ilgili hiç konuşmadı. Olma ihtimalini bile değerlendirmiyordu. Söylediğine göre bunu yapanlar partilerini yıpratma çabasına girmiş şer odaklarıydı. Şimdiye kadar tüm yolsuzlukların üstüne gitmiş bir parti böyle bir şeyi yapabilir miydi? Harbiden lan, öyle saçma şey mi olur? Bu adam neden böyle bir şey yapmaz? Yok yapar mı? Layn, beni de etkilemeye başladı, Allah’ım aklıma mukayyet ol.
Bugün size bahsettiğim “uyandırma hareketi”ndeki arkadaşımdan haber aldım. Kimse söylemedi bir şey, televizyonda duydum adını, ”Fişleme ile ilgili asılsız haberleri yapan Amurah Akselem evinde ölü olarak bulundu.”

Bunu neden yazıyorum sizlere, biliyor musunuz? Fazla uzağımızda olmayan bir ülkede yaşanan olaylar bunlar. Sabah akşam yatıp halimize şükretmeliyiz başımızdaki büyüklerimiz için. Hepsi sadece kendini düşünmüyor, bizim cebimizi de dolduruyorlar. Memleketi muasır medeniyetler seviyesine çıkartıp refah seviyemizi yükselttiler. Ben iktidarımızdan memnunum. Buradan herkesin duyacağı şekilde söylüyorum, " Başbakanım çok yaşa!".

11 Aralık 2013 Çarşamba

Meee'd'yaaa

Ne idüğü belirsiz iki tane "ünlü" halk tarafından ilgiyle karşılanıyormuş da, filmde oynayacakları sahneler merakla bekleniyormuş... Her hücresinden orospuluk akan bu kokoşlar cinsellikten fazla nasiplenemeyen insanımın, biraz da medyanın ittirmesiyle ne hallere düştüğünün resmidir. Heyhat ki bu insanların sahip olduğu soyağacı nice zorluklara göğüs gererek şimdi arkasından ağzının salyalarını akıtarak baktığı avrupanın karşısında durmuştur. Zamanında ülkemizden defettiğimizi zannettiğimiz kefereler, her odamıza girdiler elektronik zımbırtılarıyla. Lütfen izlediğimiz şeylerde daha dikkatli olalım. kendimizi önemsemiyorsak bile çoluk çocuğumuzu uzak tutalım, lütfen...

Bu kadar da olmaz!

Bıçak gelip kemiğe dayandığında ezilenler sanki ağız birliği etmiş gibi bir araya gelirler. Bu eskiden beri susmalarının acısını çıkartmalarıdır bir bakıma. Kimse şaşırmamalı bu kadar insanın neden bir araya geldiğine. Devamlı sakız gibi ağızdan ağza dolaşan demokrasinin gereğidir, demokratik bir haktır “ eylem yapmak”. Neden menfaatlerimize dokunduğu vakit tüm gücümüzle saldırırız medeniyeti bekçisi olduğumuzu savunup dururken? Bütün bunları nasıl göremez şeytanın avukatlığını yapanlar? Önemli olan sadece yarın ne yiyeceğimiz midir? Yatacağımız yer hiç mi önemli değildir?

17 Kasım 2013 Pazar

Herkes kendi küçük bilgi çöplüğünde olanları biliyor, sadece orada ötebiliyor ya; bütün dünyayı da oradaki çöplerden ibaret sayıyor. Dünyada ne olmuş ne bitmiş biliyor, neden böyle olmuş diye düşünme ihtiyacı bile hissetmiyor. Kendi bulunduğu tarafın karşı kıyısına taş atar da durur. Her verileni yemekle, her ıslık çalana gitmekle suçlar; en bilinen tabiriyle koyundur onun gibi düşünmeyen. Bilmezler ki sadece yalaklar farklıdır çobanlar aynı.

Sömürüye Darbe

Topyekün bilinçlenmiş insan güruhları olarak kapitalizme tüm imkanlarımızla saldırmazsak pek de yapabileceğimiz bir şey yok. Kapitalizm hergün çıkardığı yeni ürünlerine alıcı arayıp, insanları 3 kuruşa çalıştırarak ürettiği ürünleri bize 333.33 kuruşa satarken argüman üretmenin hiçbirimize fayda sağlamayacağı kanaatindeyim. Zamanımızı laf üreterek harcayacağımıza savaşa bugünden başlamak, belki de hayatımız boyunca attığımız en işe yarar adım olur. En basitinden tükettiğimiz ürünlerin bize faydasıyla fiyatının denk olmasına özen gösterebiliriz. Bu bizden bir şey eksiltmez, sadece lüksümüzü kısar. Amacım tüketimi engellemek değil, üretimin gereğinden fazla yapılarak emeğin önemsizleştirilmesinin önüne geçmeye çalışmaktır.

2 Kasım 2013 Cumartesi

Sorun ki konuşabilelim.

Bloglar maalesef ki ülkemizde pek yaygın olarak kullanım alanı bulamıyor. Nedeni ise insanımızın genelde popüler olana yönelip daha fonksiyonel ya da daha faydalı kullanımları olan diğer alternatifleri değerlendirmemesi. Her şeyi biliyorum gibi bir iddiam yok. Hani bir zamanların Güzin ablası vardı, herkes ondan akıl danışırdı; bir nevi akıl hocası, bir çeşit sırdaş. Sadece bunun için bile olsa soru sorun bana, muhabbetimiz artsın. Karşılıklı tartışmalar olsun, fena mı olur?